Hiçbir düşünce elektriklenmiyor beynimde.Bir noktaya sabitleyerek bakışlarımı, sessizliğin seslerine odaklamışım kendimi sanki. Bir ışık var sanki ve ben kör rolü yapıyorum. Kör olmam zaten o ışığın varolduğu anlamına gelmez.Bir merdiven var her zaman indiğim fakat merdivenin ucu boşluğa giderken, içimden hiç de inmek gelmiyor ;bilinmeyen risklere.Zaten hayatımı riskleri kazanarak kurdum ama artık gökkuşakları bile renklerini,ahenklerini kaybettiler.Akrep ile yelkovanı parmak ucumla çevirdiğim için mi bu növroz bilmiyorum.

Bildiğim tek şey; Dünya’nın Güneş’in etrafında dönerken hiçbir ruhun acısına ortak olmadığı.Ve o yüzden acısı yokken boş boş dönerken kaybetmez yörüngesini; ruhumun yörüngesini kaybettiği gibi.İçime çektiğim son nefes olsa, bu kadar antibiyotik uykusu yaratmazdı belki de.

Nefes aldığımız,en kötü günümüz böyle olsun dediğimiz, gözlerimizi kapatarak ve gök yüzüne bakarak yağmurla yürüdüğümüz,ayakta alkışladığımız o iki perdelik dramanın oynadığı,ilk defa öpüştüğümüz günleri hatırlayamıyorsak ; ne önemi var o zaman saniyelerin?

Kara kaplı bir defterin dışı gibi katran bağlamışken kalbimiz, nasıl olurda en güzel âşkı yaşamak için çaba gösterebiliriz ki? Süreklilik gösteren acı çekme seanslarından arta kalan zaman da ,mutluluğun şıklarını oluşturabildik mi ki?

“Bırakalım kendimizi ; düşebileceğimiz yere kadar düşelim, ancak o zaman kaybedecek ve böylelikle kaybettiğimizde üzüleceğimiz şeylerimiz olmaz.”

Sabahlasın içimizdeki düşler ve bir mimik bulsun kendine gülüşler.Kollarımın altından giren rüzgar iter beni yerin çekimine.Yer çekiminin yörüngesi ruhuma bir panzehir bulamaz artık. Saatler durdu artık ve son nefesini verdi balıklar.Hidrojen bile oksijenden ayrılır düşüncelerime ışık vurunca ve kurur dudaklarım.Renksiz bir senfoni gibi günler ; tuale hasret,zihnimdeki resim gibi.

Gel ! Sadece gel ve elimi tut. Ellerimizdeki çatlakları birleştirince ancak devinim kazanır mutluluğumuz !

Reklamlar