Demolarına kadar kusursuz bulduğum bir Müzik Peygamberi (Kendisine “İsa’nın Acı Çeken Versiyonu” diyor). Kendi samimi diliyle Müzik ve Nirvana grubu üzerine 2 güzel röportaj.

Röportaj No:1

– MTV Nirvana’nın bir metal grubu olduğunu düşünüyor .

Bu güzel işte, bırak öyle sansın salaklar. Headbanger’lara lafım yok fakat MTV’de kendimizi görmek tuhaf.

– Kirk Hammett büyük bir Nirvana hayranıymış!

Tam bir yağcı. Geçenlerde tanıştık ve çok iyi bir insan. Sub Pop, heavy metal ve gitarlar üzerine lafladık.

– Gitardan açılmışken ; kısa saplı olanları tercih ediyorsun galiba?

Tercih meselesi değil, aslında almaya gücüm yetmez. Ben solağım ve uygun fiyata iyi kalite solak gitar bulmak zor. Fakat dünya üstündeki gitarlar arasında Fender Mustang benim favorim.

-Senin için çalışmalarının anlamı nedir?

Ucuzlar ve tamamen verimsizler ve bok gibi çıkıyor sesleri ve küçükler. Ayrıca akortları bir türlü durmuyor. Ne zaman perde üstünde bir hareket yapacak olsan bütün herşey berbat oluyor. Doğrusunu yapana kadar bayağı uğraşıyorsun

-Leo Fenderdi değil mi?

Ben öyle diyorum. Gibsonculardan bir teklif geldi ama sevebileceğim bir Gibson bulamıyorum.

-Mustang senin tek gitarın mı?

Yok, bir ’66 Jaguar’ım var. Cilaladığım ve kimseye dokundurtmadığım bir gitar. Konserde Strat’ımı kullanıyorum çünkü Mustang’imi paralamak istemiyorum. Japonya yapımı Strat’ı kullanıyorum çünkü daha kısa saplı ve Amerikan modellerinden daha ucuz.

-“Polly”de çaldığın aküstik gitarın sesi çok yavan.

Eskici dükkanı Stella’dan 20 Dolara aldığım bir şey o. Tellerini değiştirme zahmetine katlanmadım. (Gülüyor) Akordu ancak tutuyor.

-Gitarı ne kadar sert kullandığını düşünecek olursak sağlam teller kullandığını düşünüyorum.

Evet ve amplifikatörleri patlatmaya devam ediyorum. Bu yüzden eskicilerden ne alırsan al iyidir.

-Son olarak patlattığın ampli neydi?

Kolon olarak kullandığım bir Crown power ampli vardı ama onun gibi güçlü bir ampli bulmam zor olduğunda patlatmadım. 10 tane Marshall head’i taşımak istemiyorum.

– Bu tesisat ne kadar güvenilir? Pek uzun ömürlü gözükmüyor. Özelliklede turneleri düşünürsek oradan oraya.

Yok ya iyi çalışıyor. Çaldığımız her klüpte ses değişse de tatmin olmuyorum. Sanırım elde ettiğim ses kullanmış olduğum Roland EF-1 distortion box sayesinde oluyor. Onunla beş turne yaptık.

– Hiç twang bar kullanma ihtiyacı duydun mu?

Hayır. Gitar çalan herkes sadece Jimi Hendrix tremoloyu başarıyla götürebildiğini bilir. Böyle şeyler çok değersiz. Japon Strat’ımın üstünde var ama kullanmıyorum.

– İlk albümünüz Bleach, 600 Dolara kaydedilmişti. Nevermind kaça patladı size?

(Gülüyor) Hatırlamıyorum Alzheimer var bende. Lütfen klibin kaç para tuttuğunu sormayın çok utanç verici. Film okuyan öğrencilere çektirebilirdik.

Röportaj No:2

SORU: Biraz geçmişinden bahseder misin?

CEVAP:Babam ve annem ben sekiz yaşındayken boşanmışlar Resme karşı eğilimim ve yeteneğim vardı. Bu yüzden güzel sanatlarla ilgili bir lisede okudum. Sonraları müzik yapmaya başlayınca resime daha az zaman ayırmak durumunda kaldım tabii ki. Yine de resimle aramı sıcak tutmaya bakıyorum hatta albüm kapağı dizaynlarının büyük bölümünü ben yaptım. Ama liseyi bitirdiğimde yaşamımı resim yaparak geçirmek istemediğimi karar vermiştim. Müzik dünyasına bir şekilde girmek için fırsat kollamaya başladım. Melvins adında bir punk grubuyla “roadie” (gönüllü yardımcı) olarak turneye çıktım. Tabii onların yaşam tarzından fena halde etkilenmiştim; bir anda sözleri filan yazmaya başladım. Ama vokal yapmak aklımda hiç yoktu.Tek istediğim sahnenin kenarında bir yerlerde gizlenip ritm gitar çalmaktı.

SORU: Konserlerde seyircinin istediğini bildiğiniz halde neden “Smells Like Teen Spirit”i çalmamakta ısrar ediyorsunuz?Hatta en son Chicago konserinde bu parçayı çalmadığınız için yuhalandınız!

CEVAP: Valla açıkçası şarkının solo kısmını ezbere bilmiyorum. Hatırlamak için en az beş dakikamı harcamam gerekiyordu. O gün de üşengeçliğim üzerimdeydi. Bir de insanların bu şarkı üzerinde yoğunlaşması pek hoşuma gitmiyor. “Drain You” da en az “Smell Like …’ı bestelememizin de bir öyküsü var. Biinçli olarak, hit olacak bir popüler punk şarkısı yazmaya çalışıyordum. Aklımda hep The Pixels’in o müthiş şarkıları vardı. Nirvana’yı kurmadan çok önce,Pixels’in şarkılarını ilk duyduğumda o kadar etkilenmiştim ki, ya o grupta ya da onların şarkılarının cover’larını çalan bir grupta yer almayı kafamı koymuştum. İşte “Smells Like ..’ı bestelerken bu etkilenimle yola çıktım. Onların yumuşak sakin hem de sert gürültülü ve son derece dinamik kalıplarını temel aldım. Parçanın ana temasını Krist’e ilk kez çaldığımda yüzüme bakıp “Bu komik şey mi hit olacak?!”demesini şimdi bi tarafımla gülerek hatırlıyorum.

SORU: “Smells Like ..”parçasının tüm dünyada grunge’ın milli marşı haline gelmesini nasıl yorumluyorsun?

CEVAP:Tabii ki acayip sinirleniyorum bu olaya. Grunge’ın ortaya çıkış mantığı, 1976 yılında Sex Pistols’un yaptığı patlamanın mantığına çok yakın. Biz ortalıkta egemen olan müzik tarzına başkaldırdık.. Rock ve punk tarzlarının mirasını kendi yaratıcılığımızla kaynaştırıp, yeni bir sound ortaya çıkardık. Böylesine derin anlamı olan bir müzik tarzının tek bir parça ile özdeleştirilmesini anlamıyorum. Biz bir albüm yaparken içndeki bütün parçaların elimizden geldiğince iyi olmasına çalışıyoruz. Ama zaman zaman düşünüyorum da, bir albümün çok satmasını sağlamak için bu kadar çırpınmaya hiç gerek yok galiba. Bir iki tane hit olacak parça bestelemişsen eğer, albümün geri kalan kısmını son derece berbat şarkılarla doldursan bile, kimse şikayet etmiyor.İsteseydim Nevermind’daki parçaları sonradan çıkaracağım albümlere yayarak on beş yıl boyunca idare edebilirdim. Ama yapamam; benim tarzım değil bu. Benim en çok sevdiğim albümler de aynı mantıkla hazırlanmıştır. Yalnızca bir iki parçayı değil, albümün tamamını zevkle dinleyebilirsiniz. Örneğin Aerosmith’in “Rocks”, Sex Pistols’ın “Never Mind the Bollocks Here Is the Sex Pistols”, AC/DC’nin “Back in the Black”, sonra Zed Zeppelin II… Nirvana hayranları için ne diyor?

SORU: Nirvana hayranlarıyla arandaki diyalog,ününüz arttıkça nasıl gelişti?

CEVAP: Normal bir insan özel mutlulukları yine sınırlı sayıdaki özel insanlarla paylaşabilir, değil mi? Tüm dünya müziğimizi “Smells Like …” ile özdeşleştirdikten ve bizi de ticari grunge ilahları olarak görmeye başladıktan sonra işin tadı tuzu kaçtı. Oysa yalnızca Seattle’da ünlü olduğumuz ilk yıllarda dinleyicilerimizle aramızda özel bir iletişim vardı. Konser sırasında elimde gitarla sahnenin önündeki izleyicilerin üzerine atlardım(stage diving demek istiyor). O insanların gözünde bir ilah filan değildim, kendi yaşamlarının bir parçasıydım. Herhalde stage diving yapsam, benden bir hatıra saklamak isteyen genç kızların elinde paramparça olurum!

SORU: Nevermind’ın başarısından sonra, taa In Utero çıkana kadar yaklaşık iki yıl boyunca hiç turneye çıkmadınız. Ne iş? Bu rehavet nereden geliyor?

CEVAP: “Albümümüz on milyonun üzerinde satıp da birdenbire milyoner olunca bir süre kıçımın üzerine oturup kazandığım paranın keyfini çıkarmaya karar verdim. Aslında bunu bir özür olarak kullanmak istemiyorum. Beş yıldır çektiğim kronik bir mide ağrısı vardı.. Bir süre tedavi görmek zorundaydım (Uyuşturucuya mide ağrılarına karşı çaresiz kaldığı bir anda başladığını söylüyor ısrarla!). Eğer sağlığıma kavuşmak için bir kenara çekilip dinlenmem gerekiyorsa, konser monser anlamam abi ben. Hem artık midem beni rahatsız etmiyor. Tekrar normal insanlar gibi yemek yiyebiliyorum. Dün akşam kocaman bir pizzayı götürdüm. Sana çok basit gelebilir; ama acı duymadan istediğin şeyi yiyebilmek müthiş bir mutluluk. Düşünüyorum da, eğer son yıllardaki mide problemim olmasıydı, bu kadar yaratıcı olamazdım belki de.Örneğim şu an sağlığım yerinde ama yeni bestelediğim bir şarkı yok!”

SORU: “In Utero” albümünde yer alması planlanan, Steve Albini yüzünden çıkarılan “I hate myself and I want to die” (Kendimden nefret ediyorum ve ölmek istiyorum)parçasının sözleriyle ne anlatmak istiyordun?

CEVAP: Sadece şakaydı. Kendimizle dalga geçiyorduk. Ama insanlar bu şakayı anlamadılar. İşte ondan sonra da adım “memnuniyetsiz çatlak” a çıktı.

SORU: Grubun diğer üyeleriyle arandaki ilişki nasıl? Krist ve Dave senin uyuşturucu problemini nasıl karşılıyorlar?

CEVAP: Özellikle mide ağrılarım yüzünden kendimi uyuşturucu kullanmak hissettiğim dönemde gruptakilerle ilişkilerim çok kötüydü. Krist ve Dave durumumu anlayamıyorlardı. İkisi de hayatları boyunca uyuşturucudan şeytandan kaçar gibi uzakta durmuş insanlar. Birbirimizle çok az konuşuyorduk o sıralar; çok üzücü günlerdi. Ben uyuşturucuyu bıraktıktan sonra ilişkilerimiz tekrar düzeldi. Öte yandan Dave ile aramızda hala belirli bir soğukluk var. Nedeni ise Dave’in ciddi bir kendine güven sorunu yaşaması. Sürekli olarak onu gruptan atıp, yerine başkasını alacağımızdan korkuyor. Oysa adam çok iyi bir müzisyen ve ben neden böyle davrandığını anlayamıyorum. Sanırım Dave etrafındakilerden sık sık övgü ve teşvik sözleri duymak isteyen birisi. Ben de aşırıya kaçmamak şartıyla, istediğini veriyorum ona. Kurt ve dadaşları

SORU: Grupta patron sensin; bunu herkes biliyor. Fakat grup içi demokrasi nereye kadar işliyor?

CEVAP: Grupla ilgili her konuda Krist’in ve Dave’in fikrini sorarım; fakat son karar bana aittir. Görüş ayrılıkları tabii ki oldu; ama bugüne kadar hiçbir konuda kavga etmedik, birbirimize bağırıp çağırmadık. Adam gibi tartışıp sonuçta fikir birliğine varıyoruz.

kurt_cobain_seattle

SORU: Ne yani, aranızdaki tansiyonun yükseldiği anlar hiç mi olmadı?

CEVAP: Kazandığımız paranın paylaşımı konusunda bir anlaşmazlık oldu. Bestelediğimiz bir şarkının radyo ve televizyon istasyonlarında her çalınışı için ve satılan her albüm için bir telif ücreti alırız .Yasal olarak, şarkı sözünü yazanın ve müziğin besteleyenin telif oranları farklıdır. Şarkı sözlerini ben yazdığım için, buna ilişkin paranın tamamını ben alıyorum. Bestelerin telif hakkının da yüzde75’ini ben alıyorum, kalanı Krist ve Dave paylaşıyorlar. Bence bu adil bir paylaşım. Krist ve Dave bu para konusunu tam uyuşturucu problemimin olduğu günlerde sorun yaptılar. İlk önce onların aldığı parada da gözüm olduğu paranoyasını yaşadılar. Sonradan işi iyice abatıp kendilerini maaşa bağlayacağımı falan sanmaya başladılar. Fakat o günlerde bile biribrimize karşı sesimizi yükseltmedik. Oturup konuştuk ve bir süre sonra kafalarındaki kaygılardan kurtuldular.

SORU: In Utero albümündeki “Dumb” ve “All Apologies” parçalarına bakarak, gürültülü gitar sololarından hoşlanmayan, daha yumuşak bir kulağa sahip dinleyicilere de ulaşmak istediğiniz söylenebilir mi?

CEVAP: Kesinlikle evet. Keşke albümlerimizde böyle yumuşak parçalara daha çok yer verebilseydik. Fakat o kadar kolay değil bu iş.1989 tarihli “Bleach” albümümüzde “About A Girl” gibi yavaş tempolu bir parçaya yer vermek bile çok zorlu bir işti. Üzerinde epey düşünerek bu kararı vermiştik. Ben kişisel olarak bu tür pop ritmleri olan parçaları çok beğeniyorum. Örneğin R.E.M’in sounduna hayranım.60’lı yılların klasik rock parçalarını da çok seviyorum. Fakat üzerimizde underground müzik dinleyicilerinin beklediği doğrultuda parçalar yapmamız için yoğun bir baskı var. İnsanlar bizden grunge soundu duymak istiyorlar. Tabii bir grunge albümüne R.E.M soundunu andıran parçalar koymak da çok riskli. Fakat bu söylediklerime bakıp da beni yanlış anlamayın. Gürültülü, yüksek tempolu metal riffleri çalmayı bizde çok seviyoruz. Fakat ciğerlerim yırtılırcasına şarkı söylemeye daha kaç yıl devam edebilirim, bilmiyorum. Turneye çıkıp bir yıl boyunca hemen her gece böyle bağırdığımı düşünüyorum da, sonum pek hayırlı olmayacak galiba!

SORU: Bu karamsar sözlerine bakarak Nirvana’nın geleceği hakkında ne düşünmemiz gerekiyor?

CEVAP: Valla kristal küreme bakıp da, “hımm… ben on yıl daha Nirvana sounduna uygun şarkılar söylerim” demek kolay değil. Bunu bugünden kimse bilemez.Ama şunu söyleyebilirim: Grunge soundunu taşıyabildiğim yere kadar götürüp bırakacağım. Zaten çok sıkı çalışıp deneysel takılmadığımız sürece, Nirvana’nın en fazla birkaç albüm daha yayımlayabileceğini sanıyorum. Tabii bunu zaman gösterecek, ama aynı kadroyla yaratıcı olabilmemiz çok zor bence. Artık son üç albüme benzer soundu olan yeni bir albüm daha yapmak istemediğimi çok iyi biliyorum. Nirvana, In Utero’dan sonra en az bir albüm daha yayımlayacak; bundan emin olabilirsin. Bu da akustik ağırlıklı, R.E.M’in son albümü gibi, insanı soyut dünyalara uçuran bir sounda sahip olacak. Önümüzdeki en önemli sorun, “Nirvana bir grunge grubudur” diye alnımızdan damgalanmış olmamız.Bu yüzden R.E.M.. sounduna yakın bir albüm çıkartmak çok cesaret isteyen bir karar.Bunu yaptığımızda ya şu andakinden tümüyle farklı, yeni bir dinleyici kitlesine ulaşacağız ya da şimdiki dinleyicilerimizin bizimle birlikte olgunlaşmalarını umacağız!”