Haziran ayından beri pek yazasım yok.Harbiden. Böyle bir melankolik hava esiyor klimamdan sanki. Sanki “Pantolonunu çok sevdim çıkar onu bebeğim” deseler, “Al aq senden kıymetli mi bi boka yaradığı yok” diyecek kadar sokak edebiyatçısı oldum. Ciddi anlamda yıllarca aşk yaşadığım “hayatımın kadını”ndan ayrılmanın verdiği “varolmanın dayanılmaz hafifliği” içindeyken sizi de bunalımın eşiğine getirmek istemememden dolayı da olabilir bu yazmamam. Ben ki günde 10 saate yakın sörf yapan insan facebook, msn ve photoshop dışında php kodlayarak zamanımı kullanıyorum ve hiç sosyal aktivite yaratacak potansiyelim kalmadı diyebilirim.

Bütün kanımı kızılaya bağışlamışım sanki, o derece yani.Hiçbir çıkışı olmayan apartman boşluğuna düşmüş yavru kedi gibi çaresizim gibi hissediyor benliğim. Aynalara bakacak kadar bile sevmiyorum sanki yüzümü artık. Depresyon diyebilirim mi? Valla bunca yıllık psikoloji üzerine yaptığım derinden daha derine indiğim araştırmalarıma dayanarak bunun depresyon olmadığını söyleyebilirim. Çünkü dayandığım özel sebeplerim var. Sebebi belli yani. Umut Kaya dinleyerek bunalımıma motive oluyor, arada Nirvana’nın Love Buzz’da dile getirdiği “İstesem bu defa kalbimin kraliçesi olur musun?” sözünü ithaf ettiğim hayatımın eski kadınını düşünerek kadehlerde soluk alıyorum. Ne kadar acımasız hayat bir kez daha anlıyorum. Umarım bundan sonra yazılarımdan buhran kokuları yükselmez. Sağlıcakla kalınız efendim.